zoom

||-|NaRDaSaN|-||

14/9/2007 - Fransa'nın tarihî ayıbı

Kategori: FRANSA

Fransa'nın tarihî ayıbı
hocam iyiki bu siteyi kurup kültür tarih ve dağinemediğimiz veyahut aklımızın ucuna gelmeyen bir takım konuları burda sunmanız gerçektende takdir edilmesi lazım olay! nitekim günümüzün yapısına baktığımızda magazin v.b. incir çekirdeğini doldurmayacak konuları hemen hemen hergün her köşede görmekteyiz. Ama sizin siteleriniz gibi kültür çeşitliliğini ayakta tutabilen kişi ve site sayısı o kadar az ki... Size teşekkürü gerçektende borç bilirim. Kars ve Ardahan şehirlerimizin kültürlerini hiç yılmadan anlatmaya çalıştığınız için yine teşekkür ederim. Allah yardımcınız olsun. Sağlıcakla kalmanız dileğiyle.

Yasanın tarih karşısındaki rolü üzerindeki tartışmalar, en azından bir kez daha 13 Temmuz 1990 tarihli Gayssot yasası üzerine dikkati çekme başarısı gösterdi.

Bu konuda bir makale kaleme alan (Revue de droit international et de droit compare, 1998, s. 229-271) ender hukukçulardanız, hukuk düzenimizde bu metnin varlığı konusunda uyaran da biziz. Ne yazık ki, olgular bizi haklı çıkardı. Bu yasanın amacının insanlık karşıtı suçların reddini cezalandırmak olduğu tam anlamıyla doğru değildir. Yasa insanlık suçlarının reddini değil, bir kısım insanlık suçunun reddini cezalandırmaktadır. Komünist Partisi'nin baskısıyla kabul edilen yasa, son derece seçmece bir hafızayla, Nazi suçlarını hedeflemektedir. Bu olağanüstü yasa, kabul edilemez olarak yargılanan bir düşüncenin dile getirilmesine karşı hazırlanmıştı. Otoriteler, yurttaşların nasıl bir tutum alacaklarını onlara zorla benimseterek, yurttaşlarına muhakeme yeteneğinden yoksun çocuk muamelesi yapmaktadır. Oysa kurumların görevi, en küçüğü olan bireyden başlayarak, azınlıkların haklarına karşı hareket etmesini önlemektir. Tüm bilimler gibi, tarih de, tahmin ve çürütme vasıtasıyla hataların bitmek bilmeyen bir ayıklanma sürecidir. Eğer tarih bunları yüceltiyorsa bunun nedeni insanlığın zihinsel ve bilimsel aktivitesinin vazgeçilmez bir şartını görmesindedir. Bunu yapınca kanıtlar belirginleşir, pozisyonlar desteklenir. Zaten, inkârcılığa karşı çıkmak tarihe daha kesin ve daha emin olma imkânını tanımıştır. İçeriği dolayısıyla, Gayssot yasasını 4 şekilde eleştirebiliriz: 1. Bu yasa resmi bir gerçeğin olduğu hissini vermektedir. Bu tehlikeli bir pozisyondur; çünkü kışkırtıcılar tarihsel bir "gerçeği" bu şekilde savunmak zorunda olan bir "toplumu" söz konusu gerçeğin çok kırılgan olduğunu düşünmekle yargılayabilirler... Gayssot yasası, kutsal şeylere saygısızlığı cezalandıran 20 Nisan 1825 yasasını anımsatan bir anti-blasphematoire [kutsallığa karşı hakarette bulunanlara karşı], bir boyut taşımaktadır. 2. Bu yasa, bunu bekleyen ve kendilerini ifade özgürlüğü kurbanlarına dönüştürebilen inkârcılara, yersiz bir reklâm yapma olanağı vermektedir! 3. Bu yasa yargıçlara, yanlışta da olsa, resmi tarihin savunucusu görünümü vermektedir. 4. Özellikle özgürlüğün başkasının özgürlüğünün sınırında durduğunu göz önünde tutarsak, bu yasa Pandora'nın kutusunu açtı ve ne otoriteden, ne inançtan, ne siyasetten, ne başta olan insanlardan, ne saygın vücutlardan, ne operadan ne diğer sahne sanatlarından söz etmemek şartıyla herkesin kendini ifade edebileceği bir ahlaki düzene acıklı bir başlangıç yaptı. İşte biz. Zaten bir demokrasinin zafiyeti ve yüceliği tümüyle kendisine karşı olan ifadelerin ve düşüncelerin özgürlüğünü tanımasındadır. Aynı şekilde, yasa terörizmle onun yöntemlerini kullanarak savaşmaz, bir demokrasi inkârcılarla her bireyin hakkı olan özgürlükleri onların elinden alarak savaşamaz. Gayssot yasası bazı insanlara, son derece acınası olsa bile, fikirlerini, ifade özgürlüğünü engelleyerek, hukuki ve ahlaki suçlamayı birbirine karıştırarak aptal durumuna düşmektedir. Gayssot yasasının son derece çeşitli şekillerde kötüye kullanılabileceğini öngörmek için kâhin olmak gerekmiyordu. Siyasetçilerimiz o tarihten beri bu yasayı, siyaset pazarında, bazı çıkar gruplarının oylarını kazanmak için kullanmak konusunda hiç vakit kaybetmediler. Ermenilerin oyunu mu kazanmak gerekiyor? "Ermeni soykırımını" içeren bir metni kabul etmek yeterli olacaktır. Adalıların oyunu mu kapmak lazım? Köleliği ve siyahların gördüğü muameleyi insanlık suçları olarak tanıyan bir oylama yeter. Ya da tam aksine yurduna dönmüş olanların oyları mı lazım? O zaman bunların, ulusunu ve ulusal katkılarını tanıyan bir metni oylamak yeter. Burada, insan haklarını reddeden bir metnin uzantısı söz konusudur. Tuzak yasama gücünün üzerine kapanıyor; çünkü yasaya oy vermeyenler, duruma göre antisemitizm ya da yabancı düşmanlığı vs. ile suçlanmaktadır. Benjamin Constant 1818'de parlak bir bilinçle şunları yazıyordu: "Düşünceyle ancak düşünce mücadele edebilir. Ancak akıl yürütme akıl yürütmeyi düzeltebilir. Eğer güç düşünceyi iterse, sadece doğru karşısında yenilmekle kalmaz, yanlış karşısında da yenilir. Yanlışı ancak çürüterek yenebiliriz." Jean-Philippe Feldman, Le Monde, 17 Ekim 2006  
www.cildirlikarapapak.org

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Tahsin Aydemir ARAŞTIRMALARI

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım