zoom

||-|NaRDaSaN|-||

14/9/2007 - Ermenilerin; Osmanlı Devletine karşı , Savaş içinde giriştiği fa

Kategori: ERMENI-IHANETI

Ermenilerin; Osmanlı Devletine karşı , Savaş içinde giriştiği faaliyetler:

a. Türk Köylerini yakıp,halkı öldürmeyi sürdüren Ermeniler, Şubat 1915’te, sistemli bir şekilde, Türk yerleşim yerlerini, işgale ve soykırıma başlamışlardır.

b. 1915 yılının Nisan ve Mayıs aylarında, yani Çanakkale’de çetin savaşlar sürerken, Ermeni çeteleri Rusların öncülüğünde, Van ve çevresini işgal edip, geçici bir Ermeni hükümeti kurmuşlardır.

c. Sivas bölgesinde, yaklaşık 30 000 Ermeni, Ruslarla savaşan Türk Ordusunu arkadan vurmak üzere hazırlanmıştır.

d. 15 000 Ermeni gönüllüsü, Rus ordusuna katılmıştır. Bir o kadarı da,Türk topraklarında çetecilik faaliyetlerine girişmiştir.

e. Ruslar da, Osmanlı Devletinden alacakları toprakları, Ermenilere vereceğini belirtmektedir.

Bu gelişmeler üzerine, Osmanlı devleti, tedbir alma gereğini duymuştur.

Esasen Rusya ile işbirliğinde olan Ermenilerin devlete karşı faaliyetleri, Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşına girmeden önce de kontrol edilemez bir biçimde gelişme içindeydi.

Hatta Ağustos ayında,Kafkasya’daki Ermeniler ve özellikle komiteciler- Kendilerine ayak bağı olacağı kaygısı ile- aile bireylerini Erivan’a göndermeleri dikkat çekicidir. Yine bu dönemde bile Ermenilerin her türlü taşkınlıklarına karşın,Türk Makamlarının serinkanlı ve sabırlı davrandıkları görülmektedir.

Osmanlı Devleti savaşa girdikten sonra,alınan önlemlerin yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Osmanlı devleti, Ermenileri silahlandırıp devlet aleyhine kışkırtan ve teşkilatlandıran komiteleri dağıtmak amacıyla, 24 Nisan 1915’te Vilayetlere ve Mutasarrıflara, gizli bir emir göndermiş ve Ermeni komite merkezlerinin kapatılması ve komite elebaşlarının tutuklanmasını istemiştir. ( 24 nisan gününü SOY KIRIM GÜNÜ olarak her yıl anmaları tarihin saptırılmasından başka bir şey değildir.)

Ermenilerin ayrılıkçı ve Müslümanları katletmeye yönelik, terör olaylarını durdurmaları yolunda, Osmanlı Hükümeti tarafından ileri sürülen, istekleri reddetmeleri, üzerine, derneklerinin kapatılmış, evraklarına el konulmuş, 2345 yönetici tutuklanmıştır.

Başkomutan vekili Enver Paşa; 2 Mayıs 1915’te Dahiliye Nazırı Talat Paşa’ya gönderdiği yazıda;Ermenilerin isyanlarını sürdürebilmek için,hazır ve toplu halde bulunduklarını bildirmiş,İsyan çıkartılan bölgelerdeki ve Ermenilerin isyan çıkartamayacak biçimde dağıtılmalarını istemiştir.

Ermeniler, kendilerine yapılan uyarılara karşın Van, Bitlis vilayetleri ile Şarkikarahisar ve Amasya şehirlerinde,ayaklanmışlardır. Bu ayaklanma Ordu ve hükümet aleyhinde olmakla kalmayıp,aynı zamanda Türk ve Müslüman halka yönelikti.

Askerlik çağındaki Ermenilerin çoğu davete uymayarak saklanmış, bir bölümü de orduya katıldıktan sonra silahlarıyla kaçarak köylerine dönmüşler ve tüm eli silah tutanların orduya katılmasıyla savunmasız kalan savunmasız halka saldırarak ırz,can ve mallarına zarar vermişler,köy ve mahalleleri yakıp yıkmışlardır.

Bu sırada 3. Ordu komutanı Mahmut Kamil Paşa, olayların önlenebilmesi için,Ermenilerin tehcir edilmelerini teklif etmiştir.

Ermeni Terörü karşısında Osmanlı Devletinin aldığı önlemler:

27 Mayıs 1915 Tarihinde,Osmanlı Hükümeti; İç güvenliğin ve cephedeki Ordusunun güvenliğini sağlamak için, ”geçici kanun” çıkarttı. Sevk ve İskan Kanunu (TEHCİR).

Çanakkale savaşlarının en yoğun olduğu dönemde,Ordu, Kolordu, Tümen ve mevki komutanlarına şu yetkiler verilir:

1. Yurt savunması, asayişin korunması için; Hükümet emirlerine karşı koyma, direnme ya da silahlı tecavüzde bulunarak, ayaklananlara karşı silah kullanılacak.

2. Silahla direnenler imha edilecek.

3. Savaş sırasında, Casusluk ve benzer ihanetlerde bulunan köy ve kasaba halkları da ayrı ayrı ya da topluca başka yerlere gönderilebilecek. Burada devlet her hangi bir grubu kastetmemekte ve ülke güvenliği amaçlanmaktadır.

Göç yeri olarak, Urfa ,Musul, Deyrizor belirlenmiştir.(Suriye ve Irak) Göç ettirilecek Ermenilerin, ”Mallarını, canlarını korumak, yol boyunca ve konaklamalarda, kollamak, iaşe ve ikmallerini sağlamak sorumluluğu” valilere verilmiştir.

Beraberlerinde götürülemeyen mallar, açık arttırma ile satılıp, bedeli kendilerine verilecektir.

Göç edilen yeni bölgede; Ermenilere maddi durumları ile orantılı olarak, yeni yerleşme bölgelerinde, emlak ve arazi verilmesi, çiftçi olanlara; tohum, sanatkarlara da; alet ve edevat verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu bağlamda; 703 000 Ermeni yerlerinden alınıp, çeşitli yerlere iskan edilmişlerdir.

Ermeniler ve onları kullanan Batılı Devletler, bu göç sırasında, Türklerin; Ermenilerin yarısından fazlasını katlettikleri iddiasını ortaya atmışlardır. Daha sonra da bu rakamı Bir buçuk milyon kişiye çıkartmışlardır. Oysa,bu yıllarda, Türk topraklarında yaşayan Ermenilerin toplam sayısı, en iyimser verilere göre bile; 1 280 000 dir.

Bu zorunlu göç sırasında, gerek askeri, gerekse ekonomik olanaksızlıklar, zor iklim ve ulaşım koşulları ve salgın hastalıklar yüzünden çok sayıda insan ölmüştür.

Göç sırasında alınan tüm önlemlere karşın,sorumlu asker ve sivillerden, Ermenilere kötü davrananların olması da olasıdır. Çünkü yörenin Türk halkının ve yerel yöneticilerinin gözünde Ermenilerin yaptıkları İHANETTEN başka bir şey değildir.

Savaşın başından sonuna dek, Ermeni kaybı; 200 000 dolayında hesaplanmaktadır. Osmanlı hükümeti,kendi ordusunun harekatında,gerekli önlem ve donatımı alamadığı için,yalnızca Sarıkamış’ta,80 000 askerini yitirmiş,Yurt içindeki salgın hastalıkları da önleyememiştir.

Osmanlı Hükümeti göç sırasında,Ermenilere kötü davrandığını belirlediği,1400 kişiyi çeşitli cezalara da çarptırmıştır. Mütareke döneminde;Tüm Osmanlı belgeleri, Batılı Devletlerin elinde olduğu halde,Ermeni katliamını ispatlayamamışlardı.

Oysa Ruslarla birlikte hareket eden,Ermenilerin;1914-1919 döneminde,bir milyondan fazla Türk’ün ölümüne yol açtıkları belgelenmiştir. Ermenilerin sürekli koruyuculuğunu yapan Avrupa devletleri,1915-1917 yılları arasında,imzaladıkları anlaşmakların hiç birinde,Ermenileri söz konusu etmemişlerdir.

Yalnızca Ruslar,İhtilalden sonra,Lenin ve Stalin,13 Ocak 1918 tarihli bildiri ile, ”Rusların Türkiye’de işgal ettikleri,Ermeni bölgelerinden çekilmesinden sonra,göçmenlerin yerlerine dönmeleri ve güvenliklerinin sağlanması için silahlanmaları”nı ortaya koymaya çalışmışlardır.

Doğaldır ki bu;Onların Brest-Litovsk antlaşmasını; gerçekleştirdikleri “İhtilalleri”ni ihlallerini sağlamlaştıracak süreyi kazanmak için kabul ettiklerinin; ayaklarını sağlam bastıkları anda,çarlık döneminin emperyalist siyasetine döndüklerinin göstergesi olmuştur.

İtilaf Devletlerince; Mondros Mütarekesinde ve Sevr Barış Antlaşmasında;Ermenilere birtakım haklar verilmesi, hatta Bağımsız bir devlet kurma hakları hükme bağlanırken, Lozan Barış Antlaşmasında sözü bile edilmemiştir.

Ermenilerin ve yandaşlarının iddia ettiği gibi bir soykırım kesinlikle söz konusu değildir. Ermeniler bu iddiaların destek bularak bunu Türkiye’ye de kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu AMAÇLARINA ULAŞIRLARSA; Önce Türkiye’nin Özür dilemesini isteyeceklerdir.

Ardından da Tazminat ve Toprak talepleri gelecektir. Çünkü Soy Kırım suçu insanlık suçudur ve zaman aşımı da yoktur ve suçun sorumlusu kişiler ya da devletler değil Ulus’tur. Türkiye Cumhuriyeti; bu suçu kabul ettiği anda Hem tazminat ödemek zorunda kalacak hem de Ermenilere toprak vermek zorunda kalacaktır.

1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesinin ikinci maddesi soykırımı şöyle tanımlamaktadır:Madde 2: Bu sözleşmeye göre,soykırım;bir milli etnik,ırki ya da dini grubu,grup niteliği ile,kısmen ya da tümüyle,yok etmek kastıyla,aşağıdaki fiillerin işlenmesidir:1. Grubun mensuplarını yok etmek;2. Grubun mensuplarına ciddi bedensel ve psikolojik zararlar vermek;

3. Grubun maddi varlığının kısmen ya da tamamen yok olmasına yol açacak hayat koşullarına kasten tabi tutmak;

4. Grubun çocuklarını bir başka gruba zorla nakletmek. Bu tanım Uluslar arası Ceza Mahkemesini kuran 1998 Roma Sözleşmesiyle de olduğu gibi kabul edilmiştir.

Osmanlının 1915 yılında gerçekleştirdiği Ermeni Tehciri (Zorla göç) olayı bu tanım kapsamına girmemektedir ve dolayısıyla da soykırım suçu da söz konusu değildir.

Yahudi Soykırımı suçunu işleyen Almanya ;Yahudiler bugüne kadar 50 Milyar dolar tazminat ödemiştir ve beş yıl içinde de 50 milyar daha ödeyecektir. Bu göç olayında,Hükümetinin emrini yerine getiren Boğazlayan kaymakamı Kemal Bey, Batılıların zoruyla Osmanlı Mahkemelerinde yargılanmış ve haksız yere idam edilmiştir.

Ermeni Soykırımından ötürü yargılananlardan Ziya Gökalp;Divanı Harpteki ifadesinde;”Milletimize iftira etmeyiniz,ortada bir ermeni katliamı değil, bir Türk-Ermeni vuruşması vardır.Bizi arkadan vurdular,biz de vurduk.” Deyişi,yargılamaya noktayı koymuştur.

Birinci Dünya savaşı sırasında;Anadolu’da toplam nüfus:18.520.016 Ermeni Nüfusu: Patrikhaneye göre.. 1.780.000-3.000.000 Ermeni asıllı Marcel Leart’a göre…. 2.560.000 Ermeni Tarihçi Basmacıyan’a göre 2.380.000 Lozan’daki Ermeni heyetine göre… 2.250.000 Ermeni Tarihçi Kevrok Aslan’a göre… 1.800.000 Fransız sarı kitabına göre… 1.555.000 Britanicca Ansiklopedisine göre.. 1.500.000 Ludovic de Constenson’a göre… 1.400.000 İngiliz yıllığına göre… 1.056.000 Jacques Morgan’a göre… 2.380.000 Osmanlı İstatistiklerine göre… 1.295.000-1.160.000 Ermeniler,son olarak ölü sayılarını,1.500.000 olarak söylemektedirler.Zaten Osmanlıdaki toplam Ermeni nüfusu,1.300.000 olarak kabul edilirse, bu iddiaların saçmalığı ortaya çıkar.

DİYARBAKIR-ELAZIĞ-VAN-BİTLİS-ERZURUM –SİVAS’TA NÜFUS DURUMU:

Müslüman Nüfusu Ermeni Nüfusu Osmanlı İstatistiğine göre… 3.040.391 636.000 Fransız Sarı kitabına göre… 2.669.386 666.345 Justin Mc Carty’ye göre… 870.000 ERMENİ KAYIPLARI: Osmanlı İç işleri Bakanlığına göre….. 300.000 Fransız Monseigneur Touchet’e göre…. 500.000 Talat Paşa’ya göre… 300.000 Bogos Paşa’ya göre… 300.000 sonradan;600.000 Son bulunan belgelere göre… 250.000 Justin Mc Carty’ye göre… 600.000 Justin Mc Carty’ye göre…Müslüman kaybı… 2.500.000Soykırım yaptığı söylenen Türklerin ölü sayısı,Soykırıma uğradığı iddia edilen Ermenilerden daha fazla!!!

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile hukuken sona eren Ermeni sorununun yarım asır sonra tekrar,bu kez terör yoluyla,canlanması,Türkiye’ye karşı soykırım iddiaları ileriye sürülmeye başlanması,bazı ülke parlamentolarının bu iddiaları benimsemesi,1990 ların başında bağımsız bir Ermenistan devleti kurulması ve Türkiye’ye ve Azerbaycan aleyhine politikalar istemesi Ermeni sorununu yeniden ülkemiz gündemine getirmiştir.

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra kurulan Ermenistan Cumhuriyeti,Türk-Ermeni ilişkilerine yeni boyut getirmiştir. Türkiye;Ermenistan’ı,Azerbaycan ve Gürcistan’ı aynı anda tanımış,ancak,Ermenistan Türkiye’nin Toprak bütünlüğünü ve sınırlarının dokunulmazlığını resmen tanımadığı ve ayrıca Ermeni Anayasa bildirgesinde Doğu Anadolu’dan Batı Ermenistan olarak bahsedildiği için,Ermenistan ile diplomatik ilişki kurulamamıştır.

Ermeni Sorunu ve Terör:

Birinci Dünya Savaş’ından sonra, Ermeni sorununu tekrar güncelleşme çabaları dünya kamuoyunda pek yankı bulmayınca,dikkatleri bu konu üzerine çekebilmek için, 1919 yılında Erivan ve İstanbul’da başlatılan NEMESİS (Tehcirin intikamı)(*) çalışmalarına hız verilerek Türk diplomat ve diğer resmi ilgililerin katledilmesi yolu benimsenmiş ve bu amaçla 1973 Santa Barbara cinayeti ile başlatılan ve 1985 yılına kadar süren Ermeni terörü,34 Türk diplomatının şehit edilmesi,bir çoğunun yaralanması ile sonuçlanmış,yabancı uyruklulardan da ölen ve yaralananlar da olmuştur.

1985 yılında Ermeni terörü bitmiş,bu kez de;Ermeniler farklı bir yol izleyerek,Propaganda faaliyetlerine ve Ermeni psikolojik harekatına başlamışlardır.

Bu yeni dönemde,dünya genelinde,çeşitli ülke parlamentolarına getirdikleri Ermeni tasarısı çalışmalarını ve propaganda amaçlı kitap,broşür,kongre,panel,sinema ve son yıllarda etkin bir araç olan Internet ağı kullanımını ortaya koymuşlardır.

Ermeniler,ABD’de başarılı olamadılarsa da,bazı ülkeler parlamentolarından “Sözde Ermeni soykırımı”nı tanıyan kararlar çıkarmayı başarmışlardır. Bu kararların alındığı yıllar ve ilgili ülkenin adları şöyledir:

Uruguay (1965), Güney Kıbrıs (1982), Arjantin (1993), Rusya (1995), Kanada (1996), Yunanistan (1996), Lübnan (1997), Belçika (1998), Vatikan (2000), İtalya (2000), Fransa (2001), İsviçre (2003), Hollanda, İsveç, Slovakya, ,Polonya. Ayrıca, bir uluslar arası kuruluş olan Avrupa parlamentosu, sözde Ermeni soykırımını kabul etmiştir.

Bu parlamento, 1987 tarihli kararında Ermeni soykırımını tanıdıktan başka, Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesini,sözde soykırımın tanınmasına bağlamıştır.

Gerek milli gerekse milletlerarası parlamentoların sözde Ermeni soykırımı hakkında aldıkları kararlar, tavsiye niteliğinde olduğundan, Türkiye için hukuksal açıdan bağlayıcı değildir.

Ancak bu kararlar,bazı siyasal sonuçlar doğurmakta ve genellikle Türkiye ile, Parlamentosu bu yönde kararlar alan ülkelerin ikili ilişkilerinde bir gerileme yaşanmaktadır.

** Nemesis:Tehcirin intikamı. Nemesis eski Yunan efsanelerinde;adalet ve intikam tanrısı olarak geçer.Bu harekatı başlatanlar,bu yolla kendilerine büyük katliam yapıldığını,kendilerini de bu olayın intikamını almak istedikleri mesajını vermek istemişlerdir.

Nemesis çalışmaları 1919 yılında,İstanbul ve Erivan’da başlamıştır.Erivan’da toplanan Batı Ermenistan 2. kongresinde,Talat Paşa,Cemal Paşa,Said Halim Paşa,Dr. Nazım,Bahattin Şakir ve Cemal Azmi Bey gibi Osmanlı Yöneticileri,sözde Ermeni soykırımından sorumlu tutularak ,burada gıyaplarında idamlarına karar verilmiştir.

Karara ek olarak,vurucu militan timlerin oluşturulması ve bu kişilerin bulundukları yerlerde vurulması da istenmiştir.Bunun dışında,Bazı Ermeni terör grupları ve Yunan istihbaratı; İttihat ve terakkinin ileri gelenlerini,öldürme kararı almışlardır.

Hedefler arasında Mustafa Kemal Paşa da vardır. Hedef kişilerin hemen hepsi öldürülmüştür. Atatürk istisnadır. Atatürk’e karşı da suikast girişimi olmuştur.ancak bu girişimler başarısız olmuştur. Bunlardan ilki,5 mayıs 1925’te gerçekleşmiştir.

Ermeni komitecilerinden Manok Manokyan,Nisan ayında Selanik’ten İstanbul’a gelmiş,diğer işbirlikçileri de İskenderun ve Adana yoluyla Ankara’ya gelmişlerdir.Ancak Manokyan’ın yakalanmasıyla planları bozulmuş ve Manokyan cezalandırılmıştır.İkinci suikast girişimi ise,14 Eylül 1927’de olmuştur.Bu kez Mercan Altunyan adlı bir terörist ve çok sayıda arkadaşı,Dolma Bahçe Sarayına saldırmışlardır. Çatışmada iki terörist ve iki polis ölürken,olayın Rusya bağlantılı olduğu da iddia edilmiştir.

Atatürk’ün Birinci Dünya Savaşından sonra hiç yurt dışına çıkmayışı da anlamlıdır. Bu duruma,tek neden Ermeni sorunu olmasa da göz ardı da edilemez.

15 Mart 1921 tarihinde,İç işleri eski bakanı Talat Paşa Berlin’de vurulmuştur.Olayın sorumlusu,Ermeni teröristi Soghomon Tehliran’dır.Cinayet silahı,işleniş biçimi ve işleyen kişi açık olmasına rağmen,olayın Mahkemesi,Türklerin suçlandığı siyasi bir arenaya dönüştürülmüştür. Davada;Türklerin,Ermenileri toptan yok etmek istediklerini iddia eden Ermeni tarafı,bu olayın baş sorumlusunu Talat Paşa olduğunu ve cinayette ağır tahrikin bulunduğunu iddia etmiştir.

Böylece katil “Ermeni Ulusal Kahramanı” ilan edilirken,Batı basının Türkleri suçlar tavrı,Ermeni terörünün bugüne kadar yaşamasına ve Ermeni sorununu sonuçsuz kalmasına katkıda bulunmuştur.

Kahramanları katillerden ve teröristlerden oluşan bir ulusun kendisini terörden kolayca kurtaramayacağı açıktır.

Cinayetler Talat Paşa olayı ile sınırlı kalmamış,6 Aralık 1921’de;Dışişleri eski bakanı Sait Halim Paşa,Roma’da,Arshavir Shirakian tarafından katledilmiş,17 Nisan 1922’de ise Bahattin Şakir Bey ve Cemal Azmi Bey,Berlin’de vurularak öldürülmüşlerdir. 21 Nisan 1922 günü de,Tiflis’te Cemal Paşa ile yaverleri Binbaşı Nusrat ve Teğmen Süreyya Beyler,öldürüldüler.

Sonuç olarak,tüm cinayet,terör ve katliamlara karşın,radikal ve silahlı Ermeni grupları hedeflerine ulaşamadılar. Örgütlerini Osmanlı sınırları dışında kurdular ve planlarına bazen zorla,bazen isteyerek, Osmanlı Ermenilerini de dahil ettiler. Bu “macera” büyük kayıplarla sona ererken,Osmanlı Ermenileri,yüzlerce yıldır yaşadıkları,toprakları kaybettiler,Osmanlı ise büyük bir imparatorluğu.

Türkler,yaptıkları hataları gerçekçi ve sağduyulu bir yönetim kadrosu sayesinde telafi ettiler. Buna karşılık Ermeni milliyetçiliği başarısızlığa uğradı.fakat süreç burada sona ermedi. Bu,bir hınca,nefrete ve ezikliğe yol açtı. Ermeni milliyetçiliği doyuma ulaşamadı ve hep “ arızalı” olarak kaldı. Bu noktada denilebilir ki ,Ermenilerin en önemli sorunu,tüm yaşananların ardından,Atatürk benzeri bir lidere sahip olamamaları olmuştur. Lider sorununu tarih boyunca yaşayan Ermeni halkı,gerçekçi ve pragmanist bir liderden yoksun olmanın karşılığını ağır maddi ve manevi kayıplar ile ödedi. Daha da kötüsü,bu olaylar nedeni ile gelecek nesillerini psikolojik açıdan sıkıntılı bir halde bıraktı.

Kaynaklar:

1. ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Yayını: Ermeni Sorunu El Kitabı

2. Genelkurmay Harp Tarihi Yayınları. İstiklal Harbi Cilt-4

3. Sadi Koçaş. Ermeni Meselesi.

4. E. Kurmay Albay Ekrem Topalan’ın Özel Notları

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Tahsin Aydemir ARAŞTIRMALARI

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım